İbraim ÖZKALEMKAŞ “Fatih Sultan Mehmed (I)”

(30.03.1432 / 03.05.1481)

Türk dünyası üzerine doğan bilim ve sanat güneşiyle bütün dünyayı aydınlatarak Yeni çağ’ın kapılarını açan Ulu Hakan Mayıs ayının içindeyiz,Bu ayın tarihimizdeki en önemli olayı İstanbul’un fethi hadisesidir.Bu hadiseden bahsederken hepimizin aklına haklı olarak  Peygamber Efendimiz(A.s) in hadisi Şerifi gelir; 

“İstanbul (Konstantiniyye) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emîr ne güzel emirdir. Onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” Bu hadiste söylenen bu güzel emir Fatih Sultan Mehmed Han tevafuk olarak yine bir  mayıs ayı  olan 1481 senesinde vefat etmiştir.Bugün sizlere aktaracağım konu Fatih Sultan Mehmed’dir.

Bizim toplumumuzda Fatih kimdir? Diye bir soru yöneltsek herkes cevaplarında; büyük Padişah der. Ve devamında İstanbul’u fethederek çağ açması, sonrasında fetihler yaparak osmanlı devletini İmparatorluk haline getirmesi,30 savaş gemisinden ibaret olan donanmayı 250 savaş ve 500 nakliye gemisiyle dünyanın en büyük donanması haline getirmesi,Avni mahlası ile şiirler yazması vb.Tabiki bu sayılan cevaplarda önemli vasıflardır.

“Bir şehirde En önemli üç şey, kanalizasyon, hamam ve Kütüphanedir. Kanalizasyon şehrin kirini Hamam Bedenin kirini Ve Kütüphanelerde Ruhun kirini temizler.’’bu sözünde anlaşılacağı gibi  Fatih’i asıl büyük yapan vasıf  sistem kurucu olmasıdır.Fatih’in amacı insanlığın yüzünü doğuya ve ya batıya çevirmek değildi. Hoşgörü ve kucaklayıcı olarak insanların yüzünü yerlerin ve göklerin  sahibi yüce yaratıcımız Allah’a çevirmekti. Bunun içinde  toprağı gübrelemesi çapalaması ve  aşılaması gerekiyordu.Bunun içinde ekime elverişli bir toprak gerekiyordu.Bu yer hiç kuşkusuz İslambol’du.Daha sonra İstanbul’a dönüştü.

İstanbul’un fethine gelmeden önce Fatih’in İstanbul’un fethine kadar ki hayatından bahsedeceğim.

30 Mart 1432 tarihinde Edirne’de doğdu.Babası sultan II. Murat’ın 4. oğludur. Annesi Hüma hatun’dur. Her anne baba çocuğunun iyi eğitim alıp, iyilerle karşılaşmasını ister. Fatih’in yetişmesinde II.Murad’ın katkıları yadsınamaz. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi. Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Mollal Gürani’yi görevlendirdi. Molla Güraninin o dönemdeki derslerinden bir kesit sizlere sunuyorum.Yıl 1443 Edirne saray-ı Amiresindeki sade odalardan birinde şehzade Mehmed, Aleksandır Kastriyota (Arnavutluk isyanını çıkartan İskender Bey),Vlad (Vlad drakul,Kazıklı voyvoda) ve kardeşi Radul (Osmanlı kaynaklarında yüzünün ve kalbinin temizliğinden dolayı güzel sıfatıyla anılır.)

Uzun boylu,  çatıkkaşlı, uzun siyah sakallı ve celalli bir yüz ifadesine sahip olan Molla Gürani, bu dört talebesine aynı odada ders vermektedir. Kendilerine islamın dünyaya bakış açısını anlatmaya,dünyanın temiz bir yer olduğu,insanın Hristiyanlıkta kabul görülen günahkar doğmadığı, iyilik, güzellik ve temizlik ten dolayı yaratıldığı, asıl vazifesinin dünyayı güzelleştirmek olduğu gibi telkinlerde bulunur.

Hristiyan inançlı yetişen Aleksandır, atalarından gelen telkinlerle hocasının söylediklerini kale almamakta kararlıdır.

Vlad Drakul ise hocasının her söylediği sözün tersini düşünmektedir. Onun düşüncesi İnsanın görevi yaban hayata dönüşü başarmaktır. Güçlü olan dilediğini yapabilmelidir.

Güzel Radul ise O zamana kadar hiç işitmediği bu nasihatler içini ısıtmakta ve büyük haz duyarak hocasını izlemektedir. İnsanın iyilik ve güzellik üzerine yaratıldığı düşüncesi onun dünyasında bir çiçek yavaş yavaş gibi açılmaktadır.

Şehzade Mehmed ise dersleri dikkatlice izler. Hocasına iyilik ve kötülük hakkında sorular sorar. Onun iyilikle  dünyanın nasıl güzeleştirilebileceğine dair sözlerini zihninde  açmaya ve anlaşılır kılmaya uğraşmaktadır.

Böylece Aleksandır dünyaya hristiyanca bakış, Vlad Pagan ve hazcı bakış ve son olarak Radul ile Mehmed Müslümanca bakışı temsil etmektedirler. Mehmedin bakışı içeriden dışarıya; Radul’ün ki ise dışarıdan içeriye şekilenmektedir.

Osmanlı Tarihinde padişahların yanında fikir danışabileceği akıl hocaları olmuştur. Örneğin Osman Gazi ve Orhan Gazi dönemlerinde Şeyh Edebali, Murat Hüdavendigar döneminde Lala Şahin paşa, Yıldırım Bayezid ve Çelebi Mehmed dönemlerinde Emir Buhari II. Murad döneminde Hacı Bayram Veli ve nihayet Fatih döneminde  Akşemsettin’dir

 Şehzade Mehmed’in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan (Manisa) sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed’e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed’in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in Arapça ve Farsçanın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.

  1. Murad 1443 yazında Karaman beyi İbrahim’i Anadolu’da yenilgiye uğrattıktan sonra Ekim ayında Edirne’ye döndüğünde Janos Hunyadi, Macar Kralı Ladislas ve Sırp Despotu Yorgo Brankoviç önderliğinde bir Hristiyan ordusunun Tuna’nın güneyindeki Osmanlı topraklarını istila etmeye başladığı haberini aldı. İki ağabeyinin erken yaştaki ölümleri sonucu Mehmed tahtın vârisi oldu. Murad, Hristiyan ordusunun 25 Aralık’ta İzladi’de durdurulmasının ardından başlayan müzakereler sırasında Mehmed’i Manisa’dan Edirne’ye getirtti. 12 Haziran 1444’te Edirne’de Macarlarla antlaşma yaptıktan bir ay sonra oğlu Mehmed’i Edirne’de Sadrazam Çandarlı Halil paşa denetiminde “kaymakam” olarak bırakarak Hamdili topraklarını işgal eden Karamanlıların üzerine yürümek üzere Anadolu’ya geçti ve Karamanlılar’la Yenişehir’de bir anlaşma yaptı. Yenişehir’den ayrıldıktan sonra Ağustos ayında Mihaliç’te yeniçeri ağası Hızır Ağa ve diğer beylere şöyle dedi: ‘’Oğlumu sağlığımda tahta geçireyim ki, gözüm bakarken ne türlü padişahlık ettiğini göreyim.’’ ve ordusu Edirne’ye dönerken kendisi Bursa’da kaldı.

Hacı Bayram Veli Sultan II.Murad ile konuşmasında İstanbul’un Fethinin oğlu Mehmed ile Akşemsettin’e nasip olacağını müjdelemişti. Bu yüzden II.Murad İstanbul’un fetihini görmek için tahtı oğlu II. Mehmed’e bırakmıştı.

  1. Murad’ın 1444 yazında doğuda ve batıda barışı sağladığını düşünerek tahttan çekilmesi Edirne’de bir otorite boşluğu yaratarak devleti buhrana sürükledi. Dış siyasette ihtiyatlı davranmayı tercih eden Sadrazam Çandarlı Halil Paşa ile Mehmed’in etrafında toplanmış olan Şahabeddin, Zağanos, Turahan paşalar arasında rekabet baş gösterdi. Bu rekabet 1444-1453 yılları arasında Osmanlı Devleti’nde yaşanan başlıca politik gelişmelerin belirleyici etmenlerinden biri olmuştur. Ağustos başında Kral Ladislas’ın Osmanlılarla yapılan barışı geçersiz sayarak yeni bir Haçlı Seferine çıkacağını ilan etmesi başkent Edirne’de paniğe yol açtı ve halk şehri terk etmeye başladı.

Eylül ayı sonlarında Kral Ladislas önderliğindeki Hristiyan ordusu Tuna’yı aşarak Edirne’ye doğru yürürken bir venedik filosu da Çanakkale Boğazı’nı kapattı. Sadrazam Halil Paşa’nın çağrısıyla ve II.Mehmed kendisine yazdığı ‘’Eğer Padişah biz isek, size emrediyoruz ordumuzun başına geçin, yok eğer siz iseniz gelip devletinizi müdafaa ediniz.’’ II. Murad Anadolu Hisarı’nın bulunduğu noktadan Rumeli’ye geçerek Edirne’ye geldi ve 10 Kasım 1444’te Hristiyan ordusunu Varna’da ağır bir yenilgiye uğrattı. Varna Savaşı sırasında fiilen padişah II.Mehmed ve başkumandan II. Murad’dı. Daha sonra 1446 yılında ilk yeniçeri isyanı olan buçuktepe isyanı üzerine; II.Murad mayıs ayında Sadrazam Halil Paşa’nın çağrısıyla bir kere daha Edirne’ye tahtına döndü. Murad’ın yeniden tahta geçmesi üzerine Mehmed, veliaht olarak  Manisa’ya gönderildi.

  1. Murad, 3 Şubat 1451 günü vefat etti. Mehmed babasının ölüm haberini Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulak ile Manisa’ya gönderdiği mektupla aldı. Anlatılana göre “Beni seven ardımdan gelsin!” diyerek atına atlayıp kuzeye doğru yola çıkmıştı. Peykleri ve baltacıları ile birlikte Manisa’dan Gelibolu’ya ulaştı.

Halk yeni padişahı selamlamak için yollara dükülmüştü. Yeni sultan görülür görülmez süvariler atlarından inerek yere kapandılar. Mehmed büyük kalabalıkla beraber şehre yürüdü. Şehre girerken atından inerek halkın babası için hıçkırıklarla yaptığı saygı ve anma gösterisine o da katılmıştı. Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Bu sırada Padişah’ın yanında İhtiyar emekli eski vezirazam ibrahim paşa ile darüssaade ağası Şehabettin paşa vardı. Fakat Vezirazam Halil paşa ile İshak paşa uzakta kalmışlardı.Sultan Mehmed İbrahim paşa’ya şöyle der:

“Vezirlerim niçin benden bu kadar uzak dururlar? Halil’e söyle mutad olan yerinde dursun; İshak paşa’ya gelince,ben ona Anadolu beylerbeyliği sıfatıyla babamın mübarek naaşını Bursa’ya götürmek görevini veriyorum.’’

II.Murad’ın ölüm döşeğinde şunları söylemişti:

“Öldüğüm zaman beni Bursa’ya camiin yakındaki Oğlum Alaeddin’in mezarının yakınındaki 3-4 arşın yakınına gömün. Mezarımın üzerine büyük hükümdarlar için yapılan gösterişli türbelerden birini yaptırmayın.Vücudumu doğrudan doğruya toprağa gömün ki, Cenab-ı Hakk’ın rahmeti işaret olan yağmur üstüme yağsın. Mezarımın etrafına dört duvar yapın ve hafızların oturma yerleri bulunsun. Yanıma evlat ve akrabadan kimseyi gömmeyin. Eğer Bursa’da ölmezsem, cenazemi Bursa’ya nakledin. Bu nakil Bir Perşembe günü olsun ki, gömme işi Cuma günü yapılabilsin.’’

  1. Mehmed tahta çıkınca yabancı devlet elçileri Edirne’ye gelmeye başladılar. II.Mehmed elçilere gelecek için tasavvurlarının hiç belli etmedi. Bütün elçilere çok iyi davrandı. Bizans’ın Orhan Çelebi yıllık masrafları için istedikleri 300.000 akçe’yi kabul etti. Ayrıca Çorlu ve Marmara Ereğlisi ve bazı yerleri Bizans’a bıraktı. Macarlarla ve Sırplarla barış anlaşması yaptı. Böylece Karamanoğlu İbrahim Bey’i yola getirmek için zaman kazanmiş oluyor.

İbrahim Bey II.Mehmed tahta çıkınca Osmanlı şehirlerine saldırmıştı. II.Mehmed vezir İshak paşa’yi yanına çağırarak derhal yola çıkmasını emreder. İshak paşanın ardından kendiside Karamanoğulları Beyliği’ne doğru ilerler. Akşehir’e gelince İbrahim Bey barış ister. Bu teklifi kabul edilir. Bu sırada Bizans imparatoru elçilerini daha fazla taviz koparmak için yollar. Usta diplomat olan sultan II.Mehmed Elçilere iyi davranır. Cevabını Edirne’de vereceğini söyler. Sultan Mehmed Gelibolu’ya gelip Orhan Çelebi için ayrılmış gelirlere el koyar. Ve  burdaki Rumları kovulmasını emrederek elçilere gerekli cevabı vermiş olur.

II.Mehmed 1452 yılının başlarında Anadolu Hisarı’nin tam karşısına Rumeli Hisarını yaptırmaya karar verir. Bunun üzerine Bizans elçiler gönderir. Elçiler uzun uzun dil döker. II. Mehmed Elçilere şu cevabı verir:

“Ey Rum Çelebileri, ben size karşı bir tecavüzde ve anlaşma hükümlerine aykırı bir davranışta bulunmuyorum. Maksadım size zarar vermeyecek şekilde menfaatlerimi korumaktır. Taahhüdüne sadık kalmak, karşı tarafa zarar vermemek şartıyla insanların kendi menfaatlerini gözetmeleri herhalde haklı ve herkese müsaade olunan bir şeydir. Biliyorsunuz ki, Avrupa ve Asya gibi iki ayrı kıtada hükmediyorum ve her iki ayrı kıtada muhaliflerim, muarrızlarım çoktur. Kendi memleketimizi kendi isteğimizle hasımlarımıza bırakmak istemiyorsak, her yerde hazır ve nazır olmak, her iki kıtanın ihtiyaçlarını karşılamak, savunmalarını temin etmek zorundayız.

İmparatorunuz Macarlarla ittifak edip babamın Rumeli’ye geçişine mani olmak istedikleri zaman güç durumda kaldığımızı unuttunuz mu? Kadırgalarınız boğazı kapadı. Babam Murad Han Cenevizliler’den yardım istemeye mecbur oldu. Ben o vakit pek gençtim ve Edirne’de bulunuyordum. Türkler ve bütün Müslümanlar bu tavrınız karşısında dehşete kapıldılar. Siz ise o durumda bizi tahkire kalkıştınız. Babam Rumeli’nde bir hisar yaptırmaya daha o zaman yemin etmişti. İşte o yemini ben yerine getiriyorum.

Denizlerine ve karalarına sahip olamayan bir hükümdar utanılıcak durumlara düşer. Şikayet ettiğiniz bu hisarı inşa edeceğim. Zaten yer bizim yerimizdir. Orası eskiden beri Asya’dan Avrupa’ya geçiş yolumuzdur. Barışın devamını istiyorsanız bu meseleye karışmazsınız. Şayet bizi geçiş hakkından mahrum etmek istiyorsanız o zaman iş değişir. Ama ahdinizi bilir ve işlerimize karışmazsanız ben de barışı bozmam. Şunuda da iyi bilesinizki; BENİM KILICIMIN HÜKMETTİĞİ YERLERE SİZİN İMPARATORUNUZUN HAYALLERİ BİLE ULAŞAMAZ’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir