İbraim ÖZKALEMKAŞ FATİH SULTAN MEHMED (V) (30.03.1432 / 03.05.1481)

‘Düşmanı tanımak, tehlikeyi bertaraf etmek demektir.’’ Fatih’in sözünden de anlaşılacağı gibi; yapacağı seferlerin başarıyla sonuçlanması için aylarca bu seferin bütün detayını hazırlardı.Kumandanlığı ile diplomatlığı daima beraber hareket ederdi. Hangi devlet üzerine sefer düzenlerse o devletin,iç ve dış ilişkilerini,zaaflarını,kuvvetini en ince noktasına kadar tetkik eder ve sefere düşmanın en zayıf ve kendisinin en kuvvetli zamanında çıkardı.Yapacağı her  seferde en yakınlarını bile haberdar etmezdi.Bu bölümde Fatih’in fetihlerine kaldığım yerden devam edeceğim.

İSTANBUL SONRASI SEFERLER VE  FETİHLER (1460-1470)

Mora’da, son Bizans imparatoru Konstantin’in iki kardeşi tarafından idare edilen despotlukların arasında itilaf başgöstermişti.Despotluklardan birinin merkezi Patras, diğerinin merkezi Mistra idi. Bu despotlukları yöneten Dimitrios ve Thomas kardeşler birbirlerine düşmüşlerdi ve halka baskı yapmaktaydılar. Mora kilisesi Fatih’i Ortodoksluğun  koruyucusu olarak görüyor ve onu duruma el koymaya davet ediyordu.Venedik’inde buraya müdahale etmek istemesi üzerine,harekete geçen Fatih Mora’nın 1/3 üne sahip oldu.Despotlarla anlaşarak vergiye bağladı. Fakat 3 ay kadar sonra Mora tekrar karıştı.Kardeşler arasında itilaf çıktı. Fatih tekrar harekete geçince de Dimitrios Fatih’e sığındı. Öteki kardeş Thomas ise kaçıp Papa’nın yanına gitti. Bunun üzerine Fatih bütün Mora’yı Osmanlı topraklarına katarak, Bizans Imparatorluğu’nun son hanedanı Paleologaslar’in siyasî hayatlarını da sona erdirmiş oldu. (1460)

Akdeniz’le Karadeniz arasında ticaret yapan Papalık, Cenevizliler, Venedikliler ve Trabzon Rum İmparatorluğu güç durumda kaldıkları için Osmanlılar’ın zayıf anını kollamaya başlamışlardı bile.Öte yandan, Anadolu’da Osmanlılar’dan sonra en güçlü Türk Devleti haline gelen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan da Fatih’ in başarılarından huzursuzluk duymaya, bu hükümdarın eninde sonunda bütün Anadolu’ya sahip olmak isteyeceğini düşünmeye başlamıştı. Onun için Trabzon Rum imparatorluğu ile akrabalık bağları kuruyor, Candaroğulları ve Karaman Beyliği ile gizlice anlaşmalar yaparak onları Osmanlılar’a karşı kışkırtıyordu. Fatih Sultan Mehmed bütün bu gelişmeleri yakından takip ediyor ve kararını vermiş bulunuyordu. Beklediği gün gelince kendisi kara ordusunun başına geçti. Veziriâzam Mahmud Paşa’ya da donanma kumandanlığını vererek Karadeniz’e açılmasını emretti. Fakat asıl emrin ve hedefin kapalı zarfta yazılı olduğunu, bu zarfı ancak Boğaz’dan Karadeniz’e açıldıktan sonra açabileceğini söylemişti. Gizlilik isteyen harekât için her zaman böyle yapardı. Fatih orduyu harekete geçirdikten sonra yanındaki kazaskerlerden biri hedefin neresi olduğunu, seferin nereye yapılacağını sordu ve şu cevabı aldı: “Baka kadı, eğer sakalımın tellerinden biri zihnimden ne geçtiğini bilecek olsa, onu hemen koparıp yakardım!” Donanma emre uyarak Karadeniz’e açılmış ve zarftaki emir okunmuştu. 150 gemiden oluşan donanma Amasra önlerine geldi. Aynı saatlerde padişah da ordusu ile şehri kuşattı. Bu durumda Amasra kalesinin teslim olmaktan başka yapacağı bir şey yoktu. Fatih’in “Teslim ol” çağrısını sabırsızlıkla beklediler ve bu teklif gelir gelmez teslim oldular. (1461) Amasra’dan sonra Sinop da karadan ve denizden kuşatıldı. Sinop Beyi İsmail Bey, Fatih’in ablası ile evli olduğu için onun eniştesi, oluyordu. İsmail Bey Beylikten vazgeçtiğini ve ülkesini Osmanlı hakimiyetine bıraktığını bildirdi. Böylece Sinop da kan dökülmeden Osmanlı topraklarına katıldı. (1461) Kaleyi teslim eden İsmail Bey karargâhta törenle ve saygı ile karşılandı. İsmail Bey sultanın elini öpmek isteyince Fatih buna izin vermedi. “Sen benim ulu kardaşımsın, reva mıdır ki elimi öpesin?” dedi. Sonra onu elinden tutup yanına oturttu, iltifat etti. Kendisine dirlik olarak Yenişehir, İnegöl ve Yarhisar kazaları verilen İsmail Bey daha sonra Filibe sancağına tayin edildi.

Şimdi sıra Trabzon Rum İmparatorluğu’nun ortadan kaldırılmasına gelmişti. Her ne kadar 1456’dan itibaren Osmanlılar’a vergi veriyorlarsa da, Anadolu’da ayrı bir devlet olarak bulunmaları sakıncalıydı. Çünkü İstanbul’un fethinden sonra buraya kaçan bazı Rum soyluları, Trabzon imparatoru İV. Yoannis’i (ionnes’i) Doğu Roma’nın mirasçısı olarak tanımak eğiliminde idiler.Fatih’in Trabzon’u fethetmek istemesi üzerine,  Akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan telâşa kapıldı. Himayesinde saydığı Trabzon’a askeri yardım göndermeye cesaret edemedi ama, annesi Sara Hatun’u elçi sıfatiyle göndererek Fatih’i caydırmaya çalıştı. Fatih Sara Hatun’u saygı ile karşıladı. Ona ‘Ana’ diye hitap etti ve Trabzon’a doğru birlikte yol aldılar. Trabzon kalesi kayalık ve dağlık bir yerde bulunuyordu. Zigana dağları Fatih’in ordusunu iyice yormuştu. Padişah’ın çehresinde hasıl olan ter  katreleri mübarek burunları ucundan sakal-ı şeriflerinden  nisan yağmuru gibi dökülünce Sara Hanım dayanamadı: “Oğul! Senin gibi,nice beyleri kapısında ırgat diye kullanan bir  padişahın kuş tüyü yatakta yatması lazım gelirken bir Trabzon kalesi için bunca sıkıntı ve meşakkat çekmesine değer mi? Burasını da gelinime  bağışlasan olmaz mı? ” diye seslendi.Fatih İse “Ey Ana! Sen bu eziyet ve meşakkati Trabzon kalesi için mi çekeriz zannedersin? Bizim elimizde tuttuğumuz kılıç İslam kılıcıdır.Bu gayret ve çalışmalar da din yolundadır.Bu yolda eza ve cefayı çekmezsek bize gazi demek yalan olmaz mı? Allah’ın rızasını ve cihat sevabını kazanak yolunda bu sıkıntılardan daha çoğunu da çeksek azdır! ” Bunun üzerine Sara hanım ses çıkarmadı. Hem karadan hem denizden kuşatıldığını gören Trabzon imparatoru David, son teslim çağrısına boyun eğdi ve şehri teslim etti. Kendisi ve ailesinin İstanbul’a gitme istekleri kabul edilmişti. Sahra Hanım’a da Rum İmparatroluğu hazinesinden en kıymetli eşyaları vererek oğlu Uzun Hasan’ın yanına gönderdi. Uzun Hasan’da Fatih’in jestine karşılık kıymetli hediyelerle beraber bir heyet  göndererek hem Trabzon’un fethi  dolayısıyla padişahı tebrik hem de annesi için hüsnü muameleye teşekkür eder.Böylece Anadolu’nun Karadeniz kıyıları tamamen Osmanlılar’a geçmiş bulunuyordu. (1461)

Fatih Sultan Mehmed Karadeniz kıyılarını hâkimiyet altına alırken,Rumeli’de tarihe “Kazıklı Voyvoda” adıyla geçecek olan Vlad, Eflâk halkına kan kusturuyor, görülmemiş, duyulmamış işkenceler yapıyordu. Bu sapık zalimin, bu vahşi canavarın yaptıkları, masallardaki canavarların yaptıklarını bile gölgede bırakır nitelikteydi. Bu yüzden ona halk, ‘Şeytan’ anlamına gelen ‘Drakul’, Macarlar cellad anlamına gelen ‘Çepel’, Türkler ise ‘Kazıklı Voyvoda’ adını takmışlardı. A.de Lamartine onun yaptıklarını şöyle anlatıyor: “ Drakul, önce eski voyvodaya bağlı 20 bin Ulah’ı idam ettirdi. Akınlar yaparak esirettiği sivil Türkler’i diri diri kazığa oturtuyor, onların can çekişmelerini seyrederek eğleniyor, yiyor, içiyordu. Bazen esirlerin derilerini yüzdürüyor, üzerlerine tuz ektiriyor ve daha fazla acı çekmeleri için keçilere yalatıyordu. Bir defasında ülkesindeki bütün dilencileri ziyafet bahanesiyle büyük bir binada toplamış, onları iyice sarhoş ettikten sonra binanın kapı ve pencerelerini kapatarak ateşe vermiş, haşarat gibi dumandan boğulmalarını sağlamıştı.”

          “Drakul akıl almaz işkencelerini herkese, her zaman yapıyordu. Bir gün gezgin rahiplerden birini eşeği ile beraber kazığa oturttu. Metreslerinden birinin karnını yararak çocuğu olup olmadığına baktı. Bir başka gün, Eflâk’a dil öğrenmeye gelen 400 Macar öğrenciyi, panayırlara katılmak için gelen 600 Alman tüccarı ve 500 Eflâk asilzadesini kazığa oturttu, yaktırdı ve duyulmadık işkencelerle öldürttü…”

1443 yılında  Vlad ve  Kardeşi Radul  Fatih ile birlikte Molla Gürani’den ders almışlardı.Fatih 1456 yılında Vlad’ı Eflak Voyvodası olarak atamıştı.İlk başta Osmanlı’ya bağlı iken sonradan bağını koparıp vergisinide vermez olmuştu. Fatih’in gönderdiği elçilerin kavuğunu başına çaktırmıştı.Fatih harekete geçince Macaristan’a iltica etti.Bunun üzerine Fatih Radul’u Voyvoda olarak tayin etti.(1462).Vlad 1476’dan sonra Macaristan’dan Eflak’a geldi,yine korku salmaya başladı.Akıncı Mihaloğlu tarafından yakalanarak başı kesilerek Eflak sokaklarında dolaştırıldı.

Adalar (Ege) Denizinde Oniki Ada’nın en güzeli olan Midilli bir süreden beri korsan yatağı haline gelmişti. Bu adayı Cenevizli Gatelusyo ailesi Bizanslı Paleologos’lardan almıştı. Adanın başında  Nikolas Gatelusyo bulunuyordu. Türkler  aleyhine İtalyanlar’la işbirliği yapıyordu. Fatih, kara ordusunun başında, Midilli Adası’ndan az bir mesafede bulunan Edremit kazasına geldi. Donanma Mahmud Paşa’nın kumandasında daha önce hareket etmişti. Padişah, Mahmud Paşa’nın hazır beklettiği kadırgalarla adaya geçti. Midilli kuşatıldı ve sürekli top atışlarıyla birkaç gün içinde surlar yıkıldı. Nikolas, yapılacak başka bir şey kalmadığını görerek kaleden çıkıp teslim oldu. Böylece Midilli de bir Türk vilâyeti haline getirildi.(1462) Midilli’nin fethinden sonra Fatih, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasındaki istihkâma Kale-i Sultaniye; Rumeli yakasındakıne ise Kilitbahir hisarlarını yaptırarak boğazın güvenliğini kuvvetlendirmiş oldu.

Sırbistan’la Macaristan arasında bir krallık olan Bosna, sekizyüz yıldan beri bağımsız yaşayan bir devletti. Fakat artık zayıflamış ve  Macaristan’a tabi olmuştu. Müslümanlığa yakın Bogomil mezhebinden  olan Bosna halkı, Katolik Macarlar ve Papa tarafından dinsiz sayılıyordu. Bosnalılar ile Macarlar arasında mezhep farklılığı sürekli sürtüşmelere yolaçıyor ve halk Türkler’i onlara tercih ediyordu. Macaristan, Bosna Krallığı üzerinde hak iddia etmeye başlayınca, Fatih, Bosna başkenti Yaytsa’ya (Yayçe) doğru yürüdü. Fakat şehre saldırmadan önce Mahmud Paşa teslim çağrısında bulundu. Bosna kralı anlaşma teklifini kabul etti. Fatih, Yayçe’yi vergiye bağladıktan sonra İstanbul’a döndü. Fakat, Papalık ve Macaristan Bosna’yı kışkırtmaya, ona destek vaadetmeye başladılar. Bunun üzerine anlaşmayı iptal ettiğini söyleyerek vergi vermekten vazgeçti. Türkler’e bıraktığı yerleri de yeniden işgal etti. Bu sebeplerden dolayı Fatih ertesi yıl tekrar Bosna’ya sefer düzenledi. Yayçe’yi ele geçirdi ve kralı da esir aldı. Sözünde durmadığı için Bosna kralı’nı  ortadan kaldırdı. Bosna Osmanlı topraklarına katılarak bir vilâyet haline getirildi. (1463)

Macar kralı  Bosna’nın başşehri Yayçe’yi Türkler’e bırakmak istemiyordu.En kısa zamanda ordusuyla Yayçe’yi kuşattı. Yayçe Kalesi’nin kumandanı Mihaloğlu Ali Bey idi. Bunu haber alan Fatih, veziriâzam Mahmud Paşa’ya Yayçe’yi kurtarması için emir verdi.Mahmut Paşa’da bir taraftan orduyu topluyorken  bir taraftan da  Yayçe’ye haber saldı. Surların dibine gelen haberci kaledekilerle konuştu:“Dayanın, Mahmud Paşa Rumeli ve Anadolu askeriyle birkaç gün sonra burada olacak, hünkâr dahi ardından dört nala geliyor” dedi.Düşmanın bu haberden moralinin bozulduğunu sezen Mihaloğlu Ali Bey ani hücumla bozguna uğrattı.Böylelikle Hersek ‘de Osmanlı’ya katıldı.(1464) Bosna ve Hersekliler Müslümanlığı seçtiler,Bosna ve Herseklilere  Boşnak adı verildi.

Osmanlı Devleti kurulduğundan beri, Karamanlılar, Selçuklular’ın mirasını Osmanlılar’ın almasını kabullenemiyorlardı.Ve ilk fırsatta Osmanlı toparaklarına tecavüz ediyorlardı. Anadolu’da birliğin sağlanması ve Rumeli’deki üstünlüğün devam ettirilmesi  için de Karamanlılar’ın idaresindeki kalabalık Türk nüfusuna ihtiyaç vardı.Fatih, bu devlet tamamen ortadan kalkmadıkça Anadolu’da birliğin          kurulamayacağına biliyordu. Fatih, ordusunun başına geçerek Konya’ya ya doğru ilerledi ve bu büyük şehri zaptetti. Konya’da, Karaman Beyliği’ni Osmanlı topraklarına kattığını, artık bu ülkenin bir Osmanlı ili olduğunu ilân etti. veliaht oğlu Şehzâde Mustafa’yı Konya beylerbeyi tayin etti.(1466)

Fatih Anadolu’da Karamanlılar’la uğraşırken, Arnavutluk’ta İskender Bey isyan çıkarmıştı. Bunun üzerine Fatih, ordunun başına geçerek kesin sonuç almak üzere hareket etti. Arnavutluk’u baştan başa birkaç defa katetti. İskender Bey hâlâ ele geçirilememişti. Fakat birkaç ay sonra, Akçahisar’ın yakınındaki “Leş” şehrinde öldü ve bir kiliseye gömüldü. (1468)

Venedik, Türk donanması daha fazla güçlenmeden Adalar Denizi’nde bazı Türk limanlarına saldırıp, Enez ve Foça iskeleleri ile İmroz ve Limni adalarına baskınlar düzenleyerek Türk memurları esir aldı. Venedik’in bu tecavüzleri karşısında Fatih, donanmasını harekete geçirdi. ilk hedef, Venedik’in elinde bulunan Eğriboz adasıydı. Burası Venedikliler’in çok önemli bir ticaret üssü idi. Mahmud Paşa, gemileri birbirine yanaştırıp kenetleyerek, karadan adaya uzun bir köprü yapmıştı. Kara ordusu bu yüzen köprüden geçerek adaya girdi. Venedik’in bu çok kuvvetli kalesi Türkier’e ancak 17 gün dayanabildi. (1470)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir